Abstract
<jats:p>İklim krizi, günümüzün en önemli küresel sorunlarından biri olmanın ötesinde, ekonomik sistemlerden toplumsal yapılara, üretim süreçlerinden tüketim alışkanlıklarına kadar yaşamın tüm alanlarını dönüştüren çok boyutlu bir olgu niteliği taşımaktadır. Sanayileşme, kentleşme, doğal kaynakların aşırı kullanımı ve sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim modelleri sonucunda derinleşen çevresel sorunlar, yalnızca ekolojik dengeleri tehdit etmekle kalmamakta; aynı zamanda işletmelerin faaliyetlerini, kamu politikalarını ve bireysel davranışları yeniden şekillendiren yapısal bir dönüşümü de beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda iklim krizi, artık yalnızca çevre bilimlerinin veya politika yapıcıların ilgi alanına giren bir konu olmaktan çıkmış; işletme, ekonomi, pazarlama ve yönetim başta olmak üzere sosyal bilimlerin temel araştırma alanlarından biri hâline gelmiştir. Özellikle pazarlama disiplini, iklim krizinin ortaya çıkardığı yeni beklentiler doğrultusunda önemli bir paradigma değişimi yaşamaktadır. Geleneksel pazarlama anlayışının temelini oluşturan büyüme ve tüketim odaklı yaklaşımlar yerini; sürdürülebilir değer yaratma, sorumlu tüketim, etik pazarlama, kurumsal sosyal sorumluluk ve paydaş odaklı yönetim anlayışına bırakmaktadır. Günümüzde işletmeler yalnızca ekonomik performanslarıyla değil; çevresel etkileri, sosyal sorumlulukları ve sürdürülebilirlik uygulamalarıyla da değerlendirilmektedir. Aynı şekilde tüketiciler de satın alma kararlarında çevresel duyarlılık, etik üretim ve sürdürülebilir marka uygulamalarını giderek daha fazla dikkate almaktadır. “İklim Krizi Çağında Pazarlama: Sürdürülebilirlik, Tüketim ve Kurumsal Sorumluluk” başlıklı bu eser, pazarlama disiplinini iklim krizi ekseninde güncel kuramsal yaklaşımlar ve uygulama alanlarıyla ele almayı amaçlamaktadır. Kitapta yer alan bölümler, sürdürülebilirlik kavramının tarihsel gelişiminden pazarlama anlayışı üzerindeki etkilerine; sürdürülebilir tüketim literatürünün bibliyometrik analizinden tüketim kültürünün iklim kriziyle ilişkisine kadar geniş bir perspektif sunmaktadır. Bunun yanı sıra çevresel kaygının tüketici davranışları üzerindeki etkileri, eko-anksiyete olgusunun sürdürülebilir tüketimle ilişkisi, tüketici aktivizminin sürdürülebilirlik yönetişimindeki rolü, markaların iklim krizi karşısındaki kurumsal sorumlulukları ve sürdürülebilirlik stratejileri ayrıntılı biçimde tartışılmaktadır. Kitabın dikkat çeken yönlerinden biri de sürdürülebilirlik araştırmalarına yenilikçi metodolojik yaklaşımlar kazandıran çalışmalara yer vermesidir. Özellikle yeşil aklama (greenwashing) algılarının elektroensefalografi (EEG) ve göz izleme (Eye-Tracking) tekniklerinin birlikte kullanıldığı nöropazarlama perspektifiyle incelenmesi, tüketici davranışlarının bilinçdışı süreçlerini anlamaya yönelik disiplinler arası araştırmaların önemini ortaya koymaktadır. İklim krizinin etkilerinin azaltılması ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması, yalnızca teknolojik yenilikler veya yasal düzenlemelerle mümkün değildir. Bu süreç; işletmelerin sorumlu yönetim anlayışını benimsemesini, tüketicilerin bilinçli tercihler geliştirmesini ve pazarlama stratejilerinin sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasını gerektirmektedir. Pazarlama disiplini ise bu dönüşümün en önemli aktörlerinden biri olarak, sürdürülebilir değer yaratılması, sorumlu tüketim kültürünün yaygınlaştırılması ve toplumun çevresel farkındalığının artırılmasında kritik bir rol üstlenmektedir. Bu eserin hazırlanmasında bilgi ve deneyimlerini paylaşarak katkı sağlayan tüm bölüm yazarlarına ve yayımlanma sürecindeki desteklerinden dolayı yayınevine teşekkürlerimi sunarım. Farklı disiplinlerden araştırmacıları ortak bir bilimsel zeminde buluşturan bu kitabın, iklim krizi ve pazarlama alanında yürütülecek araştırmalara katkı sağlaması, disiplinler arası iş birliklerini teşvik etmesi ve sürdürülebilir bir gelecek için geliştirilecek politika ve uygulamalara bilimsel bir perspektif sunması en önemli temennimdir. Bilimsel bilginin, iklim krizine karşı geliştirilecek çözüm önerilerinin en güçlü dayanaklarından biri olduğu inancıyla, bu eserin akademik dünyaya, uygulayıcılara ve konuya ilgi duyan tüm okuyuculara faydalı olmasını dilerim.</jats:p>