Abstract
<jats:p>Bu çalışma, modern restoratif diş hekimliğinde minimal invaziv yaklaşımları destekleyen yüksek dolduruculu akışkan kompozitlerin biyomimetik prensiplerle uyumunu incelemektedir. Biyomimetik felsefe, doğal diş dokularının mekanik ve biyolojik özelliklerini taklit ederek restorasyonların uzun ömürlülüğünü artırmayı hedefler. Yeni nesil yüksek dolduruculu akışkan kompozitler, %65-75 oranındaki inorganik doldurucu içerikleriyle geleneksel akışkanların adaptasyon kolaylığını yüksek mekanik dirençle birleştirir. Bu materyaller; dentine benzer elastikiyet modülü, düşük polimerizasyon büzülmesi ve artırılmış aşınma direnci gibi özellikleriyle stres yönetiminde kritik rol oynar. Klinik olarak sınıf V kaviteler, çürüksüz servikal lezyonlar, derin marjin yükseltme ve enjeksiyon kalıplama tekniği gibi geniş bir uygulama alanına sahiptirler. Sonuç olarak, bu materyallerin kullanımı hem estetik hem de fonksiyonel açıdan doğal dokuyla uyumlu, öngörülebilir klinik sonuçlar sunmaktadır. This study examines the compatibility of highly filled flowable composites, which support minimal invasive approaches in modern restorative dentistry, with biomimetic principles. The biomimetic philosophy aims to increase the longevity of restorations by mimicking the mechanical and biological properties of natural tooth tissues. New generation highly filled flowable composites combine the adaptation ease of traditional flowables with high mechanical resistance, thanks to their inorganic filler content of 65-75%. These materials play a critical role in stress management with properties such as a dentin-like elastic modulus, low polymerization shrinkage, and increased wear resistance. Clinically, they have a wide range of applications such as Class V cavities, non-carious cervical lesions, deep margin elevation, and injection molding technique. In conclusion, the use of these materials offers predictable clinical results that are compatible with natural tissue from both aesthetic and functional perspectives.</jats:p>