Back to Search View Original Cite This Article

Abstract

<jats:p>Türkiye ile İran, Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana değişmeyen ortak sınıra sahip olmaları bakımından Ortadoğu’da istisnai bir tarihsel sürekliliği temsil eden iki komşu ve bölgesel güçtür. Her iki ülke de yalnızca coğrafi konumlarıyla değil; siyasal kapasite, askerî güç, enerji kaynakları ve diplomatik etki alanlarıyla Orta Doğu siyasetinin şekillenmesinde belirleyici aktörler arasında yer almaktadır. İran, kendine özgü siyasal sistemi, Şii kimliği temelinde kurduğu bölgesel ağlar ve nükleer faaliyetleriyle birlikte sahip olduğu geniş petrol ve doğal gaz rezervlerini dış politika enstrümanı olarak kullanarak bölgesel nüfuzunu artırma stratejisi izlemektedir. Türkiye ise Avrupa ile Asya arasında üstlendiği jeostratejik geçiş rolü, askerî kapasitesi, ekonomik dinamizmi ve kurumsal devlet yapısı sayesinde bölgesel krizlerde hem diplomatik hem de güvenlik boyutunda etkin bir aktör konumundadır.Türkiye–İran ilişkileri tarihsel olarak iş birliği ile rekabetin iç içe geçtiği çok katmanlı bir karakter sergilemiştir. Özellikle 1979 İran İslam Devrimi sonrasında şekillenen ilk yirmi–yirmi beş yıllık dönemde ilişkilerin seyrini; İran’ın ideolojik etki arayışı, bölgesel güç olma yönündeki rekabet, PKK terör örgütü bağlamında güvenlik alanında yaşanan sorunlar ve enerji temelli ekonomik ilişkiler belirlemiştir. Bu dönem, iki ülke arasındaki karşılıklı güvensizliğin kurumsallaştığı bir evre olarak öne çıkmaktadır.Buna karşılık 2000–2020 yılları arasında Türkiye ile İran, ortak çıkar alanlarının genişlemesi ve karşılıklı ekonomik bağımlılığın artması sayesinde daha pragmatik ve diyaloga dayalı bir ilişki zemini geliştirebilmiştir. Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde ilişkilerde görece bir normalleşme süreci yaşanmış; enerji ticareti, İran’ın nükleer faaliyetleri ve Arap ayaklanmaları sonrasında bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesi iki ülke gündeminin temel başlıklarını oluşturmuştur. Ancak bu dönemde ortaya çıkan ve özellikle Suriye merkezli krizle derinleşen bölgesel ayrışma, Türkiye–İran ilişkilerinde yeniden rekabet boyutunu güçlendirmiştir.Bu çalışma, XXI. yüzyılın başından itibaren ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde (2000- 2020) Türkiye ile İran arasında değişen ve dönüşen ekonomik ve siyasal ilişkileri, bölgesel çatışma alanları ve küresel güç rekabeti bağlamında analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hedefi; iki ülkenin dış politika eğilimlerini karşılaştırmalı bir perspektifle ortaya koymak, rekabet ve iş birliği alanlarının hangi yapısal dinamikler tarafından belirlendiğini incelemek ve Türkiye–İran ilişkilerinin geleceğine yönelik analitik bir öngörü geliştirmektir.Günümüzde bölgede derinleşen askerî gerilimler, enerji arz güvenliği sorunları, yaptırımlar ve büyük güçlerin Ortadoğu’daki artan müdahaleciliği, Türkiye–İran ilişkilerini yalnızca ikili bir diplomasi konusu olmaktan çıkararak bölgesel istikrarın anahtar unsurlarından biri hâline getirmiştir. Bu bağlamda çalışma, Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin geleceğinin; rekabetten ziyade yönetilebilir gerilim, karşılıklı ekonomik bağımlılık ve bölgesel sorunlarda sınırlı da olsa iş birliği üretme kapasitesi üzerinden şekilleneceği varsayımından hareket etmektedir. Bu yönüyle bu çalışma, hem mevcut literatüre katkı sağlamayı hem de hızla değişen bölgesel dengeler ışığında Türkiye–İran ilişkilerinin stratejik önemine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.</jats:p>

Show More

Keywords

bölgesel İran türkiye ekonomik enerji

Related Articles

PORE

About

Connect